EDEBİYAT  BÖLÜMÜMÜZ

 

        "Bir süre sonra bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasındaki ince farkı öğrenirsin,ve aşkın yaşlanmak, birlikte olmanın da güvende olmak anlamına gelmediğini de öğrenirsin, ve öpücüklerin sözleşme ve hediyelerin de vaat olmadığını öğrenmeye başlarsın, ve yenilgileri başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın, bir çocuğun üzüntüsü ile değil, bir yetişkinin zerafeti ile, ve herşeyi bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin çünkü yarın ile ilgili herşey belirsizdir. Bir süre sonra güneş ışığının yakıcı olduğunu öğrenirsin eğer fazla maruz kalırsan . Bu yüzden, başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden kendi bahçeni yarat ve kendi ruhunu kendin süsle. ve göreceksin ki dayanıklısın... ve kuvvetlisin, ve değerlisin."           Veronica A. Shoffstall

 

                                                                                           GERCEKTEN SEVMEK

           O durmadan kaçıyor; sen ardından gitmiyorsan;o günün her saatinde saklanıyor, sen yollara düşüp deli divane aramıyorsan; o sana acıların en büyüğünü tattırıyor, sen bundan en yüce hazzı duymuyorsan; boşuna aldatma kendini, onu sevmiyorsun demektir. Elindeki içki kadehinde, dudağındaki sigarada, okuduğun kitapta, mırıldandığın şarkıda, söylediğin şiirde, gördüğün ruyada ve yaşaman için ciğerlerine doldurduğun havada o yoksa; Onun vazgeçilmezliğini anlamamışsan; onu sevmiyorsun demektir. Renkler onunla değerlenmiyorsa, örneğin onsuz kırmızı kırmızılığının, mavi maviliğinin farkında değilse, beyaz yalnız o giydiği zaman güzelliğini haykırmıyorsa, sabahları onu görünceye kadar güneş doğmuyorsa ve onsuz gökyüzü geceleri aya, yıldızlara hasret değilse onu sevmiyorsun demektir. Sokakta gördüğün her yüzde ondan birşeyler aramıyorsan güzel bir manzara, hüzünlü bir musiki onu hatırlatmıyorsa, uykudan uyandığın zaman yaşamakta olduğundan önce onu hatırlamıyorsan, omuzlarına dokulmuş saçları, bir sis perdesinin ardında her zaman gülen, ışık saçan gözleri aklına gelmiyorsa, durup durup avuçlarının sıcaklığını özlemiyorsan; Onu sevmiyorsun demektir. Dünyada yaşayan öteki insanların senin için hala bir değeri varsa, ona karşı tutumunu toplumun köhne ve manasız kurallarına göre ayarlıyorsan ve açık açık sanki var olduğunu haykırırcasına sevgini söylemiyorsan; Onu sevmiyorsun demektir. Yok o senin için herşeyden değerliyse, gözünü yumduğun anda onu görebiliyorsan, o bütün şarkılarda, bütün şiirlerde, bütün resimlerde ise, ona muhtaç olduğunu söylemekten utanmıyorsan, senin içten ve büyük sevgine karşılık vermiyeceğinden korkmuyorsan, bütün bencil duygularından sıyrılabilmişsen onun için herşeyi, ama herşeyi yapacak gücü kendinde buluyorsan, her hali sana ayrı ayrı güzel geliyorsa, karşısında kendini bir çocuk gibi hissediyorsan, istediği anda onun için ölebileceksen, onun için yaşıyorsan ve yine onun için bildiğin bilmediğin bütün düşmanlıklara karşı koyabileceksen, o her geçen dakika sende biraz daha büyüyorsa ve kendi kendine bile çok sevdiğini bütün samimiyetinle, inanmışlığınla itiraf edebiliyorsan, bir gün o seni hiç, ama hiç sevmediğini söylese bile, senin sevginde azalma olmayacaksa ve ölünceye kadar onu aşkların en ölümsüzü ile sevebileceksen; işte o zaman onu seviyorsun demektir. O sana sevmeyi, gerçek aşki öğretti. Sen onu hep sevecek ve sevilmenin mutluluğunu tattıracaksın. O, hiç sen olmasan bile, seni bir parça sevmese bile....               Ümit Yaşar OĞUZCAN

 

 

    YALANMIŞ SEVGİLER

    Belki de saplantı oldun benim için, belki de hala seviyorum seni. Ama şu var ki hiçbir zaman ulaşamayacağım sana. Tekrar ellerini tutamayacağım. O gün gözlerime bakarken aklından neler geçtiğini öğrenmek için her şeyimi feda ederdim. İçlene içlene bakmıştın. Belki de nefretle. Yanımda başkasını görmek kötü mü etti seni? Onun olmam kırdı mı seni?Yoo, hayır olmamalı. Sen istedin böyle olmasını, sen diledin ayrılmayı. Katlanmalısın bu ayrılığa. Sarılmalısın şu anda yanında olana. Benimle konuşurken gözlerin parlıyor. Elin telefona gidip geliyor, biliyorum. Bir türlü cesaret edemiyorsun. Yaptıkların veya yapamadıkların engelliyor. Sanki kollarından, bacaklarından çekiyorlar seni. Eminim, hissediyorsun bunları. Çünkü ben hissediyorum. Sen ben, ben sen değil miydik? , sevmiyor muyduk? , aşık değil miydik? , güzel değil miydi her şey? .... Hayır, hepsi YALAN!!... Ne beni düşünüyorsun, ne de hayal ediyorsun. Beni ne sevdin, ne de bana aşık oldun. Benim duygularımdı bunlar. Ben sen olmuştum ama sen ben olamamıştın. Yapamamıştın bunu. Sözlerin de yalan söyledi, ellerin de ve hatta gözlerin de. Nasıl inandım ki, nasıl düşünebildim ki beni sevdiğini. Sen hiç benim olmadın ki. Halbuki neler düşünmüştük, neler kurmuştuk. Demek hepsi boşmuş, hepsi hayal. Güvenmemeliymişim o gözlere, güvenmemeliymişim o güzel mi güzel sözlere. Ama o okyanus kadar derin bakışların, kayboluşlarım o bakışlarda? Peki onlar neydi? Sen de hissetmedin mi?Seni seviyordum, aşıktım sana Leyla’nın Mecnun’a aşkı kadar olmasa da. Bıraktın ama, bir anda, nedenini anlayamadan.

Sevgilerle...

 

PAPATYA TARLASI

Bir papatya tarlası düşün. İlkbahar ayı. Ve sen onun yanından geçen yolda yürüyorsun ve o papatya tarlasında bir papatya dikkatini çeker.. Binlercesinden birisidir ama sen onun yanına gidersin.. Onda seni çeken bir şeyler vardır.. O papatyayı olduğu yerden koparırsın.. Sadece senin olsun istersin.. Sadece senin.. Öleceğini düşünmeden ve gidersin o tarladan. Bencebu tutku.. İçindeki şiddetin durduramadığı bir bencillik ama bir o kadar güzel ve hapsedici. Yine o tarlanın kenarındaki yolda yürüyosundur.. Yine milyonlarcası arasında bir tanesi seni çeker.. Yaklaşırsın yanına.. Yanına gidersin o papatyanın.. Gözlerin başkasını görmez olur o an. Onun için herşeyi yapmak istersin.. Dokunmak istersin.. Dokunamazsın, orda onunla ölmek istersin. Ama birden hafif bir rüzgar eser ve bir başka güzel çiçek kokusu gelir burnuna.. Dayanamazsın onun kokusuna.. Unutturur herşeyi bir anda ve o kokunun geldiği yöne gidersin.. O papatya orada kalmıştır.. Yüreğinin bir kenarında.. Paylaşılmamıştır bir çok şey.. Unutulmaz belki ama geri de dönülmez ona.. Aşk bence böyle bir şey.. Yine o yoldasın.. Papatya tarlasının yanından geçen.. Ve yine bir papatya.. Milyonlarcasının içinde seni çeker.. Gidersin yanına.. Orada kalakalırsın.. O hiç ölmesin diye herşeyi yaparsın.. Tüm gücünle onunla olmak istersin.. Oradan seni koparacak hiçbir güç olmadığına inanırsın.. Ve orada onunla ölene kadar birlikte kalırsın.. Bence sevgi de bu...

 

HİÇLİĞİN TADI

Ey hüzünlü ruhum. İhtiyar budala. Kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı, Umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın. Ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta işe yaramaz beygir. Uzan olduğun yere dayanmasını bil. Sönmeyen yanin var mı dünyanın ruhum, acılarını örtün. Ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır. Yenilmiş yaralar içindesin kocamış bunak. Artık ne kavganın tadı ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına elveda kavalın türküsü flütün iç çekişi elveda somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda.. Ruhum sevgili baharın bitti. O çılgın kokuların tükendiği zamandır.. Ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya ıssız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor geçmişin titreyen eli sazdan örülmüş rügarlı kulübesi gerek yok sığınmaya ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi ruhum dünyanın çığlarını çağır. Seni sarıp döne döne götürecektir zaman...